Tolstoy şöyle der: Tüm muhteşem hikâyeler iki şekilde başlar; ya bir insan bir yolculuğa çıkar ya da bir şehre bir yabancı gelir.
Bu hikâye de yolda başlar. Kenna adında bir kadın, yedi yıl aradan sonra o şehre geri döner. Ama artık her şeye ve herkese yabancıdır. Yedi yıl önce onu bu şehirden koparan şey ise sevgilisi Scotty ile yaşadığı talihsiz bir kazadır. Kazanın sorumluluğunu üstlenmiş, hapse girmiştir. İtiraz etmez. Çünkü sevdiği adamı kaybettikten sonra artık neyin önemi kalmıştır ki? Aslında o sırada bilmediği çok önemli bir sebep vardır: Hamiledir.
Kenna, bebeğini hapishanede dünyaya getirir. Sevgilisinin ailesi bebeği -Diem’i- alır ve büyütür. Cezasını tamamlayıp özgürlüğüne kavuştuğunda Kenna’nın tek bir hayali vardır: Çocuğuyla tanışabilmek. Bunun için her şeyi yapmaya hazırdır.
Şehre döndüğünde “Paradise” adlı bir pansiyona yerleşir. İsmi her ne kadar cenneti çağrıştırsa da ilk bakışta öyle görünmez. Ama zamanla Kenna için gerçekten bir cennete dönüşür. Orada gördüğü kadın dayanışması, dostluklar ve küçük iyilikler, onun yeniden ayağa kalkmasına yardımcı olur.
Kenna güçlü bir kadındır. Film boyunca onu izlerken bu gücü sürekli hissederiz.
Hayatta kalmasının bir yolu daha vardır: Ölen sevgilisi Scotty’ye mektuplar yazmak. Bu mektupların asla okunmayacağını bilse de onun bir şekilde hissettiğine inanır. Birlikte gittikleri yerlere tekrar gider; belki acısını biraz olsun azaltmak için.
Bir zamanlar birlikte gittikleri bir kitapçı vardır. Kenna, oraya gitmenin ona iyi geleceğini düşünür. Ancak her şeyin hızla değiştiği dünyada kitapçı artık bir bara dönüşmüştür.

Ve orada Ledger ile tanışır.
Ledger, Kenna’yı ilk gördüğü anda etkilenir. Aslında birbirlerini isim olarak tanımaktadırlar, ama hiç yüz yüze gelmemişlerdir. Kenna’nın adını öğrendiğinde ve Scotty ile ilişkilerinin sembolü olan o iğrenç turuncu arabayı fark ettiğinde ise panikleyip oradan uzaklaşır.
Ledger eski bir NFL oyuncusudur. Scotty hayattayken yoğun hayatı nedeniyle arkadaşına yeterince vakit ayıramamıştır. Ancak Scotty’nin ölümünden sonra kendisini tamamen Diem’e ve Scotty’nin ailesine adar.

Diem ile arasında olağanüstü bir bağ vardır; baba-kız gibi, bazen abi-kardeş gibi. Bu bağı korumak için kendi hayatından bile vazgeçer ve nişanlısından ayrılır.
Kenna ve Ledger arasında ise beklenmedik bir anlayış gelişir. Bu anlayış zamanla güçlü bir bağa dönüşür.
Gerisini sinemada keşfetmek gerek.
13 Mart’ta vizyona girecek olan film, Colleen Hoover’ın aynı adlı romanından uyarlanmış. Senaryoyu Colleen Hoover ve Laurent Levine birlikte kaleme almış.
Filmde güçlü kadın ilişkileri, dayanışma ve ikinci şans teması öne çıkıyor. Ayrıca bizim çok sevdiğimiz Lorelai Gilmore -yani Lauren Graham- Scotty’nin annesi, Diem’in büyükannesi rolünde. Onu bu kadar sert bir karakterde görmek bile ayrı bir merak konusu.
“Senden Geriye Kalan”, kayıpların insanları birbirine nasıl yaklaştırabildiğini anlatan sıcacık bir film. Hataların bazen telafi edilebileceğini, ikinci bir hayatın mümkün olabileceğini ve geriye kalanlarla da mutlu bir dünya kurulabileceğini söylüyor.
Müzikleri, renkleri ve duygusu ile izleyicinin kalbine dokunan; gözlerden de biraz yaş akıtacak bir hikâye.
Filmin başlığındaki “Güvercin Lan” ifadesini ise filmi izlediğinizde anlayacak ve o güvercin metaforuna bayılacaksınız.
Ve unutmayın:
Müzik her zaman insanı mutsuz etmez.
Sizi filmin ruhuna eşlik eden “Light Over the Hill” şarkısıyla baş başa bırakıyorum. Ama kulaklıkla dinlemenizi öneririm.
Yönetmen: Vanessa Caswill
Senaryo: Colleen Hoover, Lauren Levine
Görüntü Yönetmeni: Tim Ives
Müzik: Tom Howe
Oyuncular:
Maika Monroe, Tyriq Withers, Rudy Pankow, Lauren Graham, Nicholas Duvernay, Bradley Whitford, Lainey Wilson, Zoe Kosovic, Jennifer Robertson, Hilary Jardine, Bud Klasky
ABD | Romantik – Dram | 115 dk