Ayrılık da Sevdaya Dahil: Tiyatroya Yazılmış Bir Aşk Mektubu mu, Çelişkilerin Üzerine Kurulmuş Bir Melodram mı?

Bazı diziler daha ilk tanıtımından itibaren “benim dizim” hissini verir. Ayrılık da Sevdaya Dahil benim için öyleydi. Fragmandan taşan 90’lar hissi, mahalle sıcaklığı, İstanbul’un tanıdık sokakları ve melodramın o eski usul melankolisi… İzlemek için can attım ve çıktığı gibi izledim.
Ve evet: Dizi atmosfer kurmayı biliyor. Mekânlar, müzik, ritim yer yer gerçekten çok iyi. Ancak aynı dizi, kendi kurduğu dünyanın tutarlılığını sık sık kendi eliyle bozuyor. Bu yazı, tam olarak bu ikili duygunun yazısı.
Dizinin Hikâyesi: Tahsilatçı Kemal – Senarist Afife
Ayrılık da Sevdaya Dahil, tefeci bir ailenin içinde büyüyen Kemal ile senaryo yazarı Afife’nin yollarının kesişmesini anlatıyor. Kemal tahsilatçılık yapan, varoluşunu kurallar, borçlar ve güç dengeleri üzerinden kurmuş bir karakter. Afife ise zorunlu olarak işlettiği lokantasında hayata tutunmaya çalışan, aynı zamanda senaryo yazarlığı ve eğitmenlik yapan bir kadın. İki karakter, bir borç meselesi yüzünden karşı karşıya geliyor.
Kâğıt üzerinde bu karşılaşma çok güçlü bir dramatik zemin sunuyor: sınıf farkı, iktidar, etik, hayatta kalma ve aşk. Sorun, dizinin bu güçlü malzemeyi çoğu zaman derinleştirmek yerine kolay çözümlerle geçiştirmesi.
YouTube Videoları: Senaryo Eğitimi Fikri Güçlü, Uygulaması Problemli
Dizinin en özgün taraflarından biri, her bölümün Afife’nin YouTube’da çektiği senaryo eğitimi videolarıyla açılması. Bu videolar yalnızca bir anlatı süsü değil; her biri bir senaryo yazımı başlığına karşılık geliyor ve bölümün dramatik yapısını teorik olarak beslemeyi amaçlıyor:
-
Karşılaşma
-
Çatışma
-
Kaos
-
Yakınlaşma
-
Değişim
-
Aşk
-
Kahraman
-
Melodram
Bu fikir kağıt üzerinde çok iyi. Afife’nin mesleğiyle dizinin yapısının örtüşmesi, hikâyenin “kendi kendini anlatan” bir yapıya dönüşmesini sağlayabilirdi. Ancak burada ciddi bir tutarsızlık var.
Afife, geçmişte Kemal’in kaldığı Kartal Cezaevi’nde senaryo eğitimi vermiş bir eğitmen. İyi senaryo yazımı için öğrencilere okuma listeleri verdiğini biliyoruz. Eğitmenlik yapan biri için bu listelerin yıllar içinde değişse bile ana omurgasının unutulması neredeyse imkânsızdır. Buna rağmen Afife, Kemal kitapları sorduğunda “hatırlamıyorum” diyor. Üstelik bahsi geçen kitap, unutulması zor bir eser.
Bu nokta küçük gibi görünse de karakterin mesleki inandırıcılığını ciddi biçimde zedeliyor. Afife’nin senaristliği ve eğitmenliği, hikâyenin merkezinde olması gerekirken, yer yer yalnızca “etiket” gibi duruyor.
Bir de şu var: Bu kadar tiyatronun, oyunculuğun, sahnenin konuşulduğu bir dünyada referans verilen metinlerin de o dünyaya daha fazla temas etmesi beklenirdi. Amok Koşucusu elbette kıymetli bir metin; ancak dizinin kurduğu kültürel bağlam düşünüldüğünde, daha isabetli seçimler yapılabilirdi.
Neslihan: Güçlü Kadın Potansiyelinden ‘Hak Eden’ İmajına
Yasemin Kay Allen’ın canlandırdığı Neslihan, Kemal’in nişanlısı ve tefeci düzeninin mali işlerini yürüten bir kadın. Kemal hapisteyken yanında duran, sistemin “pis” tarafını bilen biri. Aynı zamanda tam bir dizi tutkunu; diziler izliyor, yorumluyor, ana akım seyircinin beklentilerini dile getiriyor.
Dizi, Neslihan üzerinden bir seyirci eleştirisi kurmaya çalışıyor. Ancak bu eleştiri, Afife’nin –sektörü bilmesi gereken kişi olmasına rağmen– Neslihan’a tepeden bakan, küçümseyen tavrıyla zayıflıyor. Afife sanki kendi dışındaki herkesi küçümsüyor: sevgilisini, arkadaşını, Neslihan’ı; hatta yer yer kendisini. Ama dizi bunu bir karakter kusuru olarak değil, çoğu zaman haklı bir pozisyon gibi sunuyor.
Bu durum özellikle Afife–Neslihan yüzleşme sahnesinde iyice görünür oluyor. Yine mağdur Afife oluyor; Neslihan ise tefeci düzenindeki konumu üzerinden “kapitalist, soğuk” bir yere itiliyor. Oysa aynı sahnelerde Afife, tefeci düzeninin başındaki “duygusal” erkeği savunuyor. Yani Kemal’i anlayan hep Afife, Neslihan ise adım adım “aldatılmayı hak eden” imajına sürükleniyor.
Kadınlar arası bir yüzleşme, kadın karakterleri derinleştirebilecekken; dizi bir kadını diğerine feda ederek merkezini korumayı tercih ediyor.
Kemal ve Bitmeyen Erkeklik Döngüsü
Kemal karakteri, artık izlemekten yorulduğumuz bir erkeklik anlatısına yaslanıyor: sert, yaralı, geçmişi problemli ve bir kadının şefkatiyle “anlaşılacak” erkek. Bu erkeklerin anneleri gibi kadınların peşinden koşması gerçekten yorucu. O zaman başta öyle bir kadınla olun; o ana kadar da kimseye âşık rolü yapmayın.
Rüya sahneleri de (el ele tutuşulan kadın, gizlenen yüz) dramatik bir gizem gibi kurulsa da tahmin edilmesi çok kolay bir kader mekanizmasına dönüşüyor.
Bir de tefeci dünyası meselesi var: Para verdiği adamlar tarafından kandırılan, fazla naif yazılmış bir tefeci düzeni… Burada mesele “herkes biraz iyi biraz kötüdür” değil; mesele, bu dünyanın sertliğinin tutarlı biçimde kurulup kurulmadığı.
Kadın Hakları Dili ve Eylem Sahnesi: En Büyük Kırılma
Dizi, kadın hakları diliyle temas ediyor: “bayan” kelimesine tepki, dil hassasiyeti, kadın yürüyüşü sahnesi… Bunlar doğru yazılsa çok güçlü bir politik damar olabilirdi.
Ama Afife, kendi aldatılma öfkesini yaşarken bir yandan da başka bir kadının aldatılmasına vesile olan bir ilişkinin içine giriyor. Bu çelişki sorgulandığında ise “bazen öyle gerekir” denilerek meşrulaştırılıyor.
İşte tam bu noktada dizi ciddi bir problem yaşıyor:
Bu kadın hangi kadınların hakkını savunuyor?
Feminist yürüyüşler sadece öldürülen kadınlar için mi?
Eylem sahnesi, yüzleşme üretmeyince yalnızca “güncel görünme” dekoruna dönüşüyor ve dizinin en sinir bozucu tercihlerinden biri haline geliyor.
Dizinin En Güçlü Yeri: Tiyatro Hafızası
Ve sonra dizi bir anda bambaşka bir yere çıkıyor.
Tiyatro hikâyeleri…
İsimlerin tek tek anılması…
Fotoğraflar…
Haldun Taner, Ferhan Şensoy, Münir Özkul, Tilbe Saran, Cevat Çapan, Metin Deniz, Genco Erkal, Gülriz Sururi, Cüneyt Türel, Şevket Altuğ, Umur Bugay, Şener Şen, Afife Jale…
Bu sahneler, dizinin açık ara en iyi, hatta neredeyse “tek gerçekten iyi” sahneleri. Bir kültür hafızasına saygıyla eğiliyor. Keşke bu hat, dizinin ana omurgası olsaydı.
Ayrılık da Sevdaya Dahil, iki ayrı diziyi aynı anda taşımaya çalışıyor:
-
Tiyatroya, kültüre ve hafızaya saygıyla bakan; 90’lar hissini iyi kuran, sakin ve sahici bir melankoli dizisi
-
Çelişkilerini yüzleşmeye çevirmeyen; güncel hassasiyetleri dekor gibi kullanan; melodram reflekslerine teslim bir aşk dizisi
Malzeme çok iyi olduğu için, yanlış tercihler daha çok batıyor.
Tiyatro hattı bu kadar güçlü olmasaydı bu dizi bu kadar sinir de bozmazdı. Çünkü insan, iyi bir şeyin harcanışına daha çok kızıyor.