İstanbul Sabiha Gökçen (ISG) Uluslararası Havalimanı 25 yaşında!

 

İstanbul Sabiha Gökçen (ISG) Uluslararası Havalimanı, 25. yılını çalışanların katıldığı bir törenle kutladı. 

 ISG’nin 2001 yılında 47 bin yolcuyla başladığı yolculuk, 2025 yılında 48 milyonu aşkın yolcuyla devam ederken havalimanı çeyrek asırlık başarı hikayesinde toplam 460 milyon misafir ağırladı.

Türkiye’nin yolcu sayısında en büyük 2’nci, Avrupa’nın ise en yoğun 9’uncu havalimanı olan İstanbul Sabiha Gökçen (ISG) Uluslararası Havalimanı, 25. yaşını terminalde düzenlenen törenle kutladı. Sabiha Gökçen terminal işletmecisi Malezya Havalimanları Holdings Berhad (MAHB) Yönetici Direktörü Dato’ Mohd Izani Ghani ile ISG üst yönetimi ve çalışanların katıldığı törende, konuşmaların ardından kutlama pastası kesildi.

8 Ocak 2001 tarihinde hizmete açılan ve o yıl 47 bin yolcuya hizmet veren havalimanı, 2025 yılında 48,4 milyon yolcuya ulaştı. İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’nda geride kalan çeyrek asırda toplam 460 milyon yolcu ağırlandı.

Sabiha Gökçen Havalimanı’nın terminal işletmecisi Malezya Havalimanları Holdings Berhad (MAHB) Yönetici Direktörü Dato’ Mohd Izani Ghani, “Sabiha Gökçen Havalimanı’nın gelişim yolculuğuna en başından beri eşlik etmiş bir kurum olarak, sergilenen bu olağanüstü büyümeden, yükselişten büyük bir gurur duyuyoruz. Dünyanın önde gelen havalimanı işletmecilerinden biri olan MAHB için Sabiha Gökçen stratejik bir önem taşımaktadır. ISG; Malezya ve Türkiye arasında karşılıklı güven, ortak hedefler ve uzun vadeli bir büyüme vizyonu üzerine inşa edilen stratejik iş birliğinin en somut yansımasıdır. Türkiye’de bizlere gösterilen güven ve sunulan destek için en derin şükranlarımı sunuyorum. Birlikte, küresel havacılığın son çeyrek asırdaki en dinamik başarı hikayelerinden birini ortaklaşa kaleme alıyoruz; bu yolculuğa emek veren herkesi gönülden tebrik ediyorum.”

Sabiha Gökçen Havalimanı Ticari İşler ve Strateji Genel Müdür Yardımcısı Kerem Maybek ise havalimanının güçlü büyümesini sürdürülebilir büyümeye dönüştürme yolunda önemli mesafeler kaydedildiğini vurguladı. ISG’nin İstanbul’un ve Türkiye’nin en büyük “giriş” ve “bağlantı” noktalarından biri olarak “tamamlayıcı” rolüyle örnek hizmetler verdiğinin altını çizen Kerem Maybek, Sabiha Gökçen, “hızlı, kolay, bütçe dostu ve dijital” bir ikincil havalimanı olarak hem yolculara hem de Türk havacılık sektörüne stratejik değerler sunuyor. Her yıl üzerine yeni bir şeyler ekleyerek gelişiyoruz ve 25 yılda çok önemli bir mesafe kat ettik. Bu süreçte katkısı bulunan, bugün aramızda olmayan çalışma arkadaşlarımızı saygı ve sevgiyle anıyoruz. Bu başarıda emeği geçen herkese teşekkür ederiz. Gelecek 25 yılda da ülkemize en yüksek katkıyı sağlamak ve yolcularımıza en iyi seyahat deneyimini sunmak için paydaşlarımızla uyum içinde çalışmaya devam edeceğiz.” dedi.

İstanbul ve çevresindeki destinasyonlara yakınlığıyla “Şehrin Havalimanı” olarak adlandırılan; kara, deniz ve raylı sistem bağlantılarıyla ideal bir transfer noktası olarak talep gören Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı, 54 ülkede 39 iç hat, 115 dış hat olmak üzere toplam 154 destinasyonu İstanbul’a bağlıyor. 

Teknolojide Kadın Derneği’nden Yeni Nesil Yönetişim Adımı: Genç Yönetim Danışma Kurulu Kamuoyuna Tanıtıldı

Teknolojide Kadın Derneği (Wtech), gençleri yalnızca temsil edilen değil, karar süreçlerine doğrudan katkı sunan liderler olarak konumlandıran Genç Yönetim Danışma Kurulu’nu 8 Ocak’ta düzenlediği basın lansmanıyla kamuoyuna tanıttı.

Gençliği Karar Süreçlerinin Merkezine Alan Yeni Bir Yönetişim Yaklaşımı

Teknolojide Kadın Derneği (Wtech), hızla dönüşen teknoloji ve iş dünyasında gençlerin rolünü yeniden tanımlayan önemli bir adım attı. Dernek, Genç Yönetim Danışma Kurulu ile gençliği geleceğin konusu olmaktan çıkararak, bugünün stratejik karar süreçlerinin aktif bir parçası hâline getirmeyi hedefliyor.

Genç Yönetim Danışma Kurulu; dünyanın en iyi üniversitelerinde, yapay zekâ, veri analitiği, mühendislik, tıp, sürdürülebilirlik, ekonomi, iletişim ve iş geliştirme gibi kritik disiplinlerde eğitim alan ve çalışan gençlerden oluşuyor. Kurul üyeleri; küresel ölçekte faaliyet gösteren teknoloji, danışmanlık, sanayi ve araştırma ekosistemleriyle temas etmiş, çok uluslu bir deneyime sahip bir kuşağı temsil ediyor.

Türkiye ile Dünya Arasında Stratejik Bir Entelektüel Genç Köprü

Türkiye’den Avrupa’ya, ABD’den İngiltere’ye uzanan bu yapı; yalnızca bir danışma mekanizması değil, Türkiye ile dünya arasında doğal bir entelektüel genç köprü olarak konumlanıyor. Kurul; derneklerin uzun vadeli sürdürülebilirliğini desteklemekveriye dayalı araştırmalar ve derin içgörüler üretmek ve yeni nesil projelerin tasarımına yön vermek amacıyla çalışıyor.

Gençliğin sesini karar alma süreçlerine taşıyan bu yapı; global trendleri yerel ihtiyaçlarla buluşturarak derneğin projelerini daha çevik, politikalarını daha kapsayıcı, etkisini ise daha ölçülebilir ve sürdürülebilir hâle getirmeyi hedefliyor.

Bu yaklaşım, dünyada giderek güçlenen bir yönetişim standardının parçası. Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletler gibi uluslararası yapılarda gençlik danışma kurulları, politika ve strateji süreçlerinde aktif rol üstleniyor. Türkiye açısından bakıldığında ise 15–24 yaş arası yaklaşık 12,7 milyon genç, toplam nüfusun %15’ine yakınını oluşturuyor. FutureBright Kurucu Ortağı Akan Abdula’nın lansmanda sunduğu araştırma raporuna göre, her 10 gençten 6’sı üniversite hayatının beklentilerini karşılamadığını, gençlerin yarısı ise eğitim sürecinde istediği alanda staj ya da iş deneyimi bulamadığını ifade ediyor. Bu tablo; gençlerin potansiyelinin karar alma mekanizmalarına daha erken ve etkin biçimde dâhil edilmesini, inovasyon, girişimcilik ve toplumsal etkiye dönüşmesi açısından stratejik bir gereklilik hâline getiriyor.

Teknolojide Kadın Derneği Kurucu Yönetim Kurulu Başkanı Zehra Öney şunları ifade etti:

Genç Yönetim Danışma Kurulumuzu, gençleri dinlemenin ötesine geçerek; onlarla birlikte düşünmek, birlikte karar almak ve bu kararları birlikte gerçeğe dönüştürmek amacıyla hayata geçirdik. Bu yapı, dünyanın en iyi üniversitelerinde, en kritik disiplinlerde eğitim almış; küresel kurumlar ve araştırma ekosistemleriyle temas etmiş bir kuşağın bugün karar süreçlerine aktif katkı sunmaya hazır olmasının doğal bir sonucu. Türkiye ile dünya arasında güçlü bir entelektüel köprü kuran bu kurul, derneğimizin stratejik aklının ayrılmaz bir parçası olarak konumlanıyor. Çünkü biz, yetiştirdiğimiz gençlerin kariyer planlamasını yaparken, onların aynı zamanda dijitalin içine doğmuş insanlar olarak arkadan gelecek nesle rol model ve yol açıcı olmasını sağlamak adına, onları gerçek dünyaya, gerçek projelere ve gerçek yönetişime de davet ediyoruz. 360 derece bakış açılarını güçlendirmek, dayanıklıklarını artırmak ve yaratıcı akıl ile duygusal zekâlarını eş zamanlı kullanabilecekleri yetkinlikler kazandırmak istiyoruz.”

Genç Yönetim Danışma Kurulu Başkanı Selin Şengöz şu ifadeleri kullandı:

“Genç Yönetim Danışma Kurulu, gençlerin fikir sunan bir paydaş olmanın ötesinde; sorumluluk alan, veriyle düşünen ve etki üreten aktörler olarak konumlandığı yeni bir yönetişim anlayışını temsil ediyor. Farklı disiplinlerden ve coğrafyalardan gelen Türk gençleri olarak, küresel perspektifimizi yerel ihtiyaçlarla buluşturmayı ve Teknolojide Kadın Derneği’nin geleceğini birlikte şekillendirmeyi amaçlıyoruz.”

Bu yapı; Teknolojide Kadın Derneği Kurucu Yönetim Kurulu Başkanı Zehra Öney, Esas Holding Kurumsal İletişim ve Dış İlişkiler Direktörü Berrak Kutsoy ve Lenovo Türkiye Genel Müdürü Banu Soyak liderliğinde, gençlerin karar alma süreçlerine doğrudan katılımını esas alan bir yönetişim modeliyle hayata geçirildi.

Genç Yönetim Danışma Kurulu; farklı disiplinlerden gelen, belirli sorumluluk alanlarıyla yapılandırılmış gençlerden oluşuyor. Kurulun başkanlığını Selin Şengöz üstlenirken; Bahar TaşZeynep Hazal Karadeniz ve Yaren Eray başkan yardımcısı olarak görev yapıyor. Yaren Eray aynı zamanda Araştırma ve Ölçümleme Komitesi Başkanlığı’nı yürütüyor. Kurulun mali süreçlerinden Kuzey Özpak sorumlu olurken; Batu Barkın ve Reyhan Öykü Bilgi Sürdürülebilirlik Komitesi Başkanları olarak görev alıyor. Nilsen Karahan ise Genel Sekreter olarak kurulun koordinasyon ve iç işleyişinden sorumlu bulunuyor. Kurumsal iletişim alanında Buse Suer, iş geliştirme alanında ise Ayşe Nil Güven ve Berra Ülkü Kalcı komite başkanlığı yapıyor. Melek UsluKurum İlişkileri Komitesi Başkanı olarak kurulda yer alırken; Ayşe Deniz KandemirBeliz SoyakCevdet Batuhan IşıkNaz AvşarAzra Zeynep Kahramanerİsmail Efe Telatar ve Beren Ayorak kurulun inovasyon ve yeni fikirler üye kadrosunu oluşturuyor.

Teknolojide Kadın Derneği Hakkında

Teknolojide Kadın Derneği, teknoloji ve inovasyon alanında sayıca az ve motivasyonu düşük kadınların gücünü artırmayı, sürdürülebilir çözümleri desteklemeyi ve toplumsal faydayı ön planda tutmayı amaçlayan bir sivil toplum kuruluşudur. Dernek, kadın girişimcileri ve liderleri teşvik eden projeler geliştirerek, teknoloji odaklı bir ekosistemin inşasına katkı sağlamaktadır.

Eğitim, mentorluk, istihdam fırsatları ve sürdürülebilirlik temelli projelerle topluma değer katmayı hedefleyen Teknolojide Kadın Derneği, kadınların teknoloji alanında daha görünür ve etkin olmasını desteklerken, eşitlikçi bir geleceğin inşasında öncü rol üstlenmektedir.

Daha fazla bilgi için www.teknolojidekadin.org adresini ziyaret edebilirsiniz.

“Yavuz Sezer Anma Konuşmaları” beşinci yılında devam ediyor “İran’da Dört Yıl: Myron Bement Smith ve İran’da İslam Mimarlığı Tarihi”

İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi
(ANAMED), Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü ve Yavuz Sezer’in Arkadaşları’nın mimarlık
tarihçisi ve akademisyen Yavuz Sezer anısına düzenlediği konuşma serisinin beşincisinde,
Harvard Üniversitesi’nde Prens Alwaleed Bin Talal İslam Sanatı Tarihi Profesörü olarak
görev yapan David J. Roxburgh ağırlanıyor. Roxburgh’un Amerikalı mimarlık tarihçisi
Myron Bement Smith’in 1933–1937 yılları arasında İran’da yürüttüğü saha çalışmalarına
odaklanacağı “İran’da Dört Yıl: Myron Bement Smith ve İran’da İslam Mimarlığı Tarihi”
başlıklı konuşması 11 Aralık Perşembe 18.30’da, Pera Müzesi Oditoryumu’nda
gerçekleşecek.

İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi
(ANAMED), Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü ve Yavuz Sezer’in Arkadaşları tarafından 2021’de
hayatını kaybeden tarihçi ve akademisyen Yavuz Sezer’in düşünsel mirasını yaşatmak amacıyla
düzenlenen “Yavuz Sezer Anma Konuşmaları”, beşinci yılında devam ediyor. Her yıl mimarlık tarihi,
şehir tarihi, kültür tarihi, kitap tarihi gibi alanlarda önemli katkılar sağlamış uzmanları ağırlayan
etkinliğin bu yılki konuğu, Harvard Üniversitesi’nde Prens Alwaleed Bin Talal İslam Sanatı Tarihi
Profesörü olan David J. Roxburgh.

11 Aralık Perşembe 18.30’da, Pera Müzesi Oditoryumu’nda gerçekleşecek etkinlikte Roxburgh,
Amerikalı mimarlık tarihçisi Myron Bement Smith’in 1933–1937 yılları arasında İran’da yürüttüğü saha
çalışmalarına odaklanan “İran’da Dört Yıl: Myron Bement Smith ve İran’da İslam Mimarlığı Tarihi”
başlıklı bir konuşma yapacak.

İran’da mimarlık araştırmaları üzerine yeni bir değerlendirme
Rıza Şah Pehlevi döneminin (1925–1941) modernleşme reformları, sanat, mimari ve arkeolojiyi ulus
inşasının merkezine yerleştirirken İslam mimarisini gayrimüslim araştırmacılara da açtı ve bu alanda
yeni bir rekabet yarattı. Bu erken dönem araştırmalarının önemli fakat unutulmuş ismi Myron Bement
Smith (1897–1970), 1933–1937 arasında American Council of Learned Societies desteğiyle İran’da
kapsamlı saha çalışmaları yürüttü. André Godard ile işbirliği arayışına girdi ve İslami dönem anıtları
üzerine monografiler üretti. 1938’de ABD’ye dönmesinin ardından zor şartlara rağmen akademik
çalışmalarını sürdürdü; İran İslam mimarisinde tonoz üzerine hazırladığı doktora çalışması ise
yayımlanmadı.

Konferans, Smith’in mimarlığı bir araştırma alanı olarak nasıl konumlandırdığını ve bu yaklaşımın
döneminin diğer uzmanlarıyla ilişkisini tartışarak İran İslam mimarlığı tarihi yazımına yeni bir bakış
sunmayı amaçlıyor. Roxburgh, sunumunda Smith’in 1972’de Smithsonian Enstitüsü’ne bağışlanan
arşivinden yararlanarak bu erken araştırma dönemine ve Smith’in mimarlık tarihine yaklaşımına
yeniden bakıyor.

Pera Müzesi Oditoryumu’nda gerçekleşecek etkinlik ücretsizdir ve kayıt gerekmemektedir.
Etkinlik dili İngilizcedir.

“ALDIĞIMIZ NEFES” ANKARA VE KAHİRE’DEN ÖDÜLLERLE DÖNDÜ

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü ve TRT Sinema desteğiyle çekilen Şeyhmus Altun’un ilk uzun metraj filmi “Aldığımız Nefes”, 36. Ankara Film Festivali’nden ve 46. Kahire Uluslararası Film Festivali’nden ödüllerle ayrıldı.

Şeyhmus Altun’un ilk uzun metraj filmi “Aldığımız Nefes”, festival yolculuğunu güçlü başarılarla sürdürüyor. Dünya prömiyerini 50. Toronto Uluslararası Film Festivali’nde, Avrupa prömiyerini San Sebastian’ın “New Directors” bölümünde, Türkiye prömiyerini 62. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde gerçekleştiren film, şimdi de Ankara Film Festivali ve Kahire Uluslararası Film Festivali’nden önemli ödüller kazandı.

Ulusal ve Uluslararası Arenada Güçlü Başarılar

36. Ankara Film Festivali’nin Ulusal Uzun Metraj Yarışması’nda üç ödüle layık görülen film, “En İyi Sanat Yönetmeni”ödülünü Sevi Sevgi ile kazanırken, “En İyi Erkek Oyuncu” ödülü Hakan Karsak’a verildi. Yarışmanın önemli kategorilerinden “Mahmut Tali Öngören En İyi İlk Film” ödülü ise yönetmen Şeyhmus Altun’un imzasını taşıyan “Aldığımız Nefes”e gitti.

Film, uluslararası başarılarına bir yenisini ekleyerek 46. Kahire Uluslararası Film Festivali’nden de ödülle döndü. Yarışmada dikkat çeken yapımlardan biri olan “Aldığımız Nefes”, jürinin takdirini kazanarak Bronz Piramit – Jüri Özel Ödülüne değer görüldü.

“Aldığımız Nefes”in Güçlü Kadrosu

Başrolünde genç oyuncu Defne Zeynep Enci’nin yer aldığı filmde; Hakan Karsak, Sacide Taşaner, Rüzgâr Usta, Aras Kavak ve Deniz Kavak rol alıyor. Kimya fabrikası patlamasıyla sarsılan küçük bir kasabada hayatı bir anda değişen on yaşındaki Esma’nın hikâyesini anlatan yapım, erken yaşta büyümek zorunda kalan bir çocuğun umuda tutunma çabasını zarif ve güçlü bir dille aktarıyor.

Görüntü yönetmenliğini Cevahir Şahin, kurgusunu Evren Lus, sanat yönetmenliğini ise Sevi Sevgi’nin üstlendiği film, Jurnal Kolektif imzasıyla hayata geçirildi. Türkiye–Danimarka ortak yapımı “Aldığımız Nefes”, aldığı ulusal ve uluslararası ödüllerle festival yolculuğuna güçlü bir şekilde devam ediyor.

KÜNYE

FİLMİN ADI: ALDIĞIMIZ NEFES

İNGİLİZCE ADI: AS WE BREATHE

YÖNETMEN ve SENARYO: ŞEYHMUS ALTUN

YAPIMCI:  FEVZİYE HAZAL YAZAN

ORTAK YAPIMCI: JOHANNA SVEINSDOTTIR

GÖRÜNTÜ YÖNETMENİ: CEVAHİR ŞAHİN

KURGU: EVREN LUS

SANAT YÖNETMENİ: SEVİ SEVGİ

UYGULAYICI YAPIMCI: GÖKDENİZ SALKO

KOSTÜM: ÇİĞDEM ULUSU

YARDIMCI YÖNETMEN: DEFNE BAYRAKGİL

YAPIM KOORDİNATÖRÜ: BİLGE NURAY BOZ

PRODÜKSİYON AMİRİ: İBRAHİM DABİL

OYUNCULAR: DEFNE ZEYNEP ENCİ, HAKAN KARSAK, SACİDE TAŞANER, RÜZGAR USTA, ARAS KAVAK, DENİZ KAVAK

İş Kültür’den Kasım Ayı Okuma Listesi

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın yeni eserleri, okurları edebiyatın büyülü dünyasından felsefenin derin sularına, tarihin labirentlerinden insan ruhunun karmaşık koridorlarına uzanan bir yolculuğa çıkarıyor. Antik diyaloglardan şövalye destanlarına, Rönesans’ın epik anlatılarından 19. yüzyıl sosyetesinin ince mizahına, kendi dönemlerinin ruhunu taşıyan bu eserleri, insanlık komedyasının da bin bir yüzünü yansıtıyor.

Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi

ÇILGIN ORLANDO -III- 

Ludovico Ariosto 

İtalyanca aslından çeviren: Necdet Adabağ

Çağdaşı Machiavelli gibi Hümanizma-Rönesans’ın temelini oluşturan yazarlardan biri olan ünlü İtalyan şair Ludovico Ariosto (1474-1533), şiirin yanı sıra komedya, hiciv gibi türlerde de eserler vermiştir. Kendisine ölümsüz bir ün kazandıran ve gelmiş geçmiş en büyük şairler arasında anılmasını sağlayan eseri Çılgın Orlando üzerinde neredeyse 30 yıl çalışan şair, manzum şövalye hikâyelerini ve Şarlman’ın Hristiyanlığı yayma çabasını temel aldığı bu eserinde ince bir alaycılıkla derin bir insan sevgisini iç içe işler. Yayımlanmasının hemen ardından büyük bir başarı kazanan Çılgın Orlando sadece İtalya’da 154 baskı yapmış, hemen hemen bütün Avrupa dillerine çevrilmiştir. İtalyanca aslından ve manzum olarak dilimize ilk kez çevrilen eserin üçüncü ve son cildi de Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi’nde yerini aldı.

SOFİST 

Platon

Yunanca aslından çeviren: Ari Çokona

Atina’nın aristokrat gençlerinin gramer, müzik ve beden eğitiminden oluşan temel eğitimini aldıktan sonra filozof Kratylos’un öğrencisi olan, onun sayesinde Sokrates öncesi filozofların eserlerini tanıyan Platon’u (MÖ 428/7-348/7) en çok etkileyen düşünür, Sokrates olmuştur. Ancak tarihin en meşhur öğretmen-öğrenci ikilisinin nerede ve nasıl karşılaştığına dair bilgiler çelişkilidir. Eserlerindeki atıflardan tanıştıkları sırada hocasının altmış, kendisinin de yirmi yaşlarında olduğu anlaşılmaktadır. Siyasetle de ilgilenen Platon, Sokrates’in ölüme mahkûm edilişinin ardından hocasının düşüncelerini geliştirmeye ve kendi felsefe sistemini kurmaya yönelmiş, MÖ 387’de Batı dünyasının en uzun ömürlü eğitim kurumlarından Akademia’yı kurmuştur. Platon’un diyalogları arasında belki de en karmaşık ve derin olanlardan Sofist, filozofun ontoloji, epistemoloji ve dil felsefesi üzerine derinlemesine düşündüğü bir metin olarak öne çıkar, Eleatik düşünceye ve varlık felsefesine olan ilgisini yansıtır.

ÜÇ OYUN 

Alfred de Musset 

Fransızca aslından çeviren: Berna Günen

19. yüzyıl Fransız edebiyatının en önemli isimlerinden olan, 1845 yılında Légion d’honneur’e layık görülen, 1852’de ise Académie française’e üye seçilen Alfred de Musset’nin (1810-1857) üç oyunu bu kitapta bir araya geliyor. “Aşk Şakaya Gelmez”, “Bir Kapı ya Açık Durmalı ya da Kapalı” ve “Büyük Konuşmamalı” başlıklı oyunlar, Fransa’da 18. ve 19. yüzyıllarda popüler olan Proverbe, yani “Atasözü” türünün birer örneği. Bu türün en başarılı yazarlarından sayılan sanatçı yalın ama etkili üslubuyla bu sosyete eğlencesi formunu mizah ve hayat dolu bir tiyatroya dönüştürüyor.

TOP OYNAYAN KEDİ MAĞAZASI 

Honoré de Balzac

Fransızca aslından çeviren: Fevzi Akkoç

19. yüzyıl Fransız edebiyatının büyük ismi Honoré de Balzac (1799-1850), edebi kariyerine oyun yazarak başladı. Ancak aldığı eleştiriler neticesinde romana yöneldi. Yirmi yılda 85 romanı tamamladı, öldüğünde arkasında 50 roman taslağı bıraktı. Bir kısmı zaman içerisinde edebiyat arketiplerine dönüşen 2000’den fazla karakter yarattı ve bütün karakterlerini önyargıdan uzak analitik bir yaklaşımla, toplumsal sınıflarından yalıtmadan ele aldı. 1830 yılında kurmaca eserlerini Dante’nin İlahi Komedya’sına atıfla “İnsanlık Komedyası” başlığı altında topladı. Aynı yıl yayımlanan Top Oynayan Kedi Mağazası, “İnsanlık Komedyası”nın Töre İncelemesi ayağında, Özel Yaşamdan Sahneler başlığı altında toplanan ilk romanlardandır. İki ayrı toplumsal sınıfa mensup iki tutkulu insanın evliliğini işleyen roman, 19. yüzyılda sınıfsal aidiyetin yaşama, sanata, ticarete ve paraya yaklaşımını gözler önüne serer.

İnceleme – Araştırma

GILLES DELEUZE VE FÉLIX GUATTARI: KESİŞEN HAYATLAR   

François Dosse 

Fransızca aslından çevirenler: Aslı Sümer – Devrim Çetinkasap

Deleuze ve Guattari nasıl oldu da bireyselliklerini koruyarak ortak bir ses oluşturabildiler? Bu benzersiz ortaklık hangi kavramların doğmasına yol açtı ve iki düşünürün yaşamlarını nasıl dönüştürdü? Gilles Deleuze’ün felsefi derinliği ile Félix Guattari’nin devrimci psikiyatri pratiği, beklenmedik bir karşılaşma sayesinde buluşarak düşünce tarihinde yeni ufuklar açtı. Bu buluşmadan Anti-OidipusBin Yayla ve Felsefe Nedir? gibi çığır açan eserler doğdu.

François Dosse’un Gilles Deleuze ve Félix Guattari: Kesişen Hayatlar adlı kitabı, 20. yüzyıl düşünce tarihinin en çarpıcı ve üretken ortaklığının perde arkasını ilk kez bu denli ayrıntılı biçimde aydınlatıyor. Arşiv belgeleri, mektuplar ve tanıklıklardan yola çıkarak yalnızca entelektüel bir devrimi değil, aynı zamanda kişisel zorlukları, duygusal gerilimleri ve siyasi mücadeleleri de gözler önüne seriyor. Dosse, bu eşsiz yaratıcı ortaklığın ardındaki insan hikâyelerini titizlikle inceliyor. İki zihnin yaratıcı buluşmasından doğan devrimci fikirlerin ardındaki insan deneyimini sürükleyici bir anlatımla sunan Kesişen Hayatlar, felsefe, psikanaliz, sosyoloji ve siyasetle ilgilenen herkes için vazgeçilmez bir kaynak.

ERDEMLER VE BECERİLER   

Julia Annas 

İngilizce aslından çeviren: Reha Kuldaşlı

Erdem nedir? Sadece kurallara uymak ya da belirli alışkanlıklar edinmek mi, yoksa hayatımızı dönüştüren bir ustalık mı? Julia Annas, bu sorulara iddialı bir cevap öneriyor: Erdem, tıpkı piyano çalmak ya da tenis oynamak gibi öğrenilen ve geliştirilen bir beceridir. Antik felsefenin derinliğini modern psikolojiyle buluşturan bu özgün yaklaşım, erdemi soyut bir kavram olmaktan çıkarıp gündelik yaşamın merkezine yerleştiriyor.

Aristoteles’ten Stoacılara, modern araştırmalardan çağdaş etik tartışmalara uzanan geniş bir perspektif sunan kitap, erdemin nasıl öğrenildiğini, geliştirildiğini ve mutlu yaşamın temelini nasıl oluşturduğunu gösteriyor. Beceri analojisine dayanan bu yaklaşım, erdemin salt alışkanlık olmadığını; sürekli pratik ve düşünce gerektiren dinamik bir süreç olduğunu ortaya koyuyor. Eser, akademik derinliğiyle uzman okurlara yeni tartışma alanları açarken, yalın anlatımıyla erdemli yaşamı keşfetmek isteyen herkese rehberlik ediyor. Karakterin gelişimi, erdemlerin birliği ve mutlulukla ilişkisi gibi temel meselelerde yenilikçi çözümler sunan bu kitap, çağdaş etik düşüncenin önemli kaynakları arasında yer alıyor.

TÜRK-AMERİKAN İLİŞKİLERİNİN İLK YÜZYILINDA BAHRİYELER VE BAHRİYELİLER (1776-1876)   

Ender Kuntsal

Türk-Amerikan ilişkileri 1776’da İngiltere’ye karşı bağımsızlığını ilan eden ABD ile Garp Ocakları olarak bilinen Cezayir, Tunus ve Trablusgarp eyaletleri üzerinden başlar. Bağımsızlığının tanınması ile İngiliz bayrağı altında Akdeniz’de ticaret yapma hakkını kaybeden ABD bu hakkı tekrar elde edebilmek için Garp Ocakları’na vergi ödemeyi kabul ederek yeni antlaşmalar yapar.

Yunan isyanı sırasında Osmanlı donanmasının Navarin’de yakılmasının ardından Kaptan-ı Derya Hüsrev Paşa ile Komodor John Rodgers arasındaki görüşmeler 1831’de imzalanan Ticaret ve Seyrisefain Antlaşması ile sonuçlanır. Antlaşma ile ABD, Akdeniz ve Karadeniz’de ticaretini geliştirmeyi, Osmanlı Devleti de donanmasını yenilemeyi ümit etmektedir. Bu sırada daha önce komodor olan David Porter Amerikan maslahatgüzarı olarak İstanbul’a gönderilir. Aynı günlerde Amerikalı gemi inşaat mühendisi Henry Eckford’un inşa ederek İstanbul’a getirdiği korvet satın alınır, Eckford Haliç’te harp gemisi inşaatına başlar. 1850’lerde ilk resmi devlet temsilcisi olarak bahriyeli Binbaşı Emin Bey, ardından ileride Kaptan-ı Derya olacak Amiral Ateş Mehmet Salih Paşa harp gemisi alımı hakkında görüşmeler yapmak üzere ABD’ye gider. Avrupa’daki siyasi olaylardan da etkilenen ilişkiler sırasında çok sayıda ABD harp gemisi ticari, askeri, bilimsel ve diplomatik maksatlarla, ayrıca vatandaşlarına ve misyonerlerine yardım etmek üzere Osmanlı limanlarını ziyaret eder.

Bu kitapta, Türk-Amerikan ilişkilerinin ilk yüzyılında iz bırakan gemiler, bahriyeliler ve bahriye kökenliler, derin ve geniş açılı, ancak bir kitaba sığacak uzunlukta kaleme alınarak okuyucuya sunuluyor.

Türk Edebiyatı Klasikleri

METRES                        

Hüseyin Rahmi Gürpınar 

Günümüz Türkçesine uyarlayan: Defne Asal

Edebiyatımızın benzeri az bulunur şahsiyetlerinden Hüseyin Rahmi Gürpınar, 1900 yılında İkdam gazetesinde tefrika edildikten sonra aynı yıl kitaplaştırılan Metres’te, alafranga mirasyedi tipler üzerinden hem yanlış Batılılaşmayla toplumda yaygınlık kazanan metres hayatının birey ve özellikle aile hayatında yarattığı tahribi sürükleyici bir kurgu ve mizahi anlatımla hicveder hem de romantizm ve parnasizm gibi edebi akımların etkisindeki Servetifünun topluluğunu örtük bir şekilde eleştirir.

İhtiyar bir Rum tüccarın metresi olarak Paris’ten İstanbul’a gelen Matmazel Parnas, zengin hamisi ölünce kime çatacağı, hangi servete çarpacağı bilinmeyen bir kuyrukluyıldız gibi, Beyoğlu’nun aşk semalarında dolaşmaya başlar. Şık beyler arasında kavga nedeni olan bu afetin cazibesine kapılarak bütün servetini kaybedenlerden biri de mirasyedi Müştak’tır. Metresi Parnas’ın giderlerini karşılayamayan parnasyen Müştak, arkadaşı Reyhan’dan borç ister. Reyhan da Parnas’ı paylaşmak şartıyla arkadaşına istediği parayı verir. Ancak bir süre sonra aralarında kıskançlık ve husumet baş gösterir. Bunlar yetmezmiş gibi, Hami adında, “dandini beyim hoppala paşam” üçüncü bir ortaklarının daha olduğunu öğrenen iki arkadaş birlik olup intikam almak için Hami’nin annesi Firuze Hanım’ı ve karısı Saffet Hanım’ı yazdıkları aşk mektuplarıyla baştan çıkarırlar. Böylece şair ve kinik filozof Revai karakterinin alaycı gözlem ve katılımıyla Metres, komedi ve trajedinin iç içe geçtiği aşk, evlilik, ihanet, kıskançlık, şehvet, para ve intikam sarmalında gelişen olaylarla birlikte İstanbul’da konak hayatını, farklı görünümleriyle dönemin sosyokültürel manzarasını, eğitim meselelerini ve edebiyat atmosferini de gözler önüne serer.

Türk Edebiyatı 

SANA SESLENMEK İÇİN – SEÇME ŞİİRLER   

Ataol Behramoğlu

Sana Seslenmek İçin, çağdaş şiirimizin önde gelen ustalarından Ataol Behramoğlu’nun ilk şiirlerinden son şiirlerine kadar, kendisinin hazırladığı en geniş seçki olarak dikkat çekiyor. Yaklaşık 150 şiirin yer aldığı kitaptaki dizeler, şairin iç dünyasının öyküsü olduğu kadar, ülkemize ve dünyamıza etkin bir şiirsel tanıklık sunuyor.

FIRTINA TANRISI’NIN ÇOCUKLARI – HİTİT DESTANI – ŞİİR

Mehmet Öztürk

Bu destan bir Anadolu imparatorluğu haline gelen Hitit Devleti’nin tarihi serüvenini edebi bir dille aktarıyor bize. Hititler meydana getirdikleri organizasyon becerisi ve Anadolu’da yaygın bir biçimde kullandıkları çiviyazısıyla bu devleti dört yüz yılı aşkın süreyle yaşatmışlar, askeri ve diplomatik yetenekleri sayesinde geniş topraklara yayabilmişlerdir. Eserde, zaman zaman orijinal Hititçe metinlerin sesi de duyuluyor. “Hitit insanı”yla yirmi birinci yüzyıl insanı aslında tek bir duyguyu dile getiriyor: Anadoluluğu… Destanın ritmi ve coşkunluğu da bu duyguya dayanıyor.

“Mehmet Öztürk yaklaşık üç bin yıl öncesine, MÖ 8. yüzyılda yaşayan İyonyalı Homeros’un eserlerine dayanan bir Anadolu geleneğini devam ettirerek Hititlerin dört yüz yıllık serüvenini destanlaştırıyor. Homeros, İlyada adlı destanında iki farklı coğrafyanın halklarının Akha (Miken) ve Troialıların savaşını betimlerken, burada anlatının merkezinde Anadolulu bir toplum olan Hititler duruyor.”

– Doç. Dr. Metin Alparslan, “Önsöz’den”

Modern Klasikler Dizisi 

ÇOCUKLARIN GECESİ   

Maurice Maeterlinck

Fransızca aslından çeviren: Deniz Resul

Yapıtlarını Fransızca yazan ve Fransız edebi akımlarından esinlenen Belçikalı yazar Maurice Maeterlinck, sembolist tiyatroya kazandırdığı seçkin yapıtlarından dolayı 1911’de Nobel Edebiyat Ödülü’ne değer görüldü. İkinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde ABD’ye göçen yazar, 1941 yılında New York’ta insanlığın geleceğine dair bir nevi “vasiyetname” kaleme aldı. Edebi üretimine görkemli bir nokta koymak amacıyla yazmaya giriştiği bu yapıt için ustalaştığı bir türü, tiyatroyu seçmişti.

Çocukların Gecesi dramatik ve çokanlamlı diliyle, iki çocuğun deneyimlediği olağanüstü bir gecenin felsefi hikâyesine dönüştü. O karanlık gecede olumsuz güçlerle çarpıştıktan sonra şafak sökerken daha iyi bir dünya inşa etmeyi başaran çocuklar yarının insanını, geleceğin aktörlerini temsil ediyordu. Antonin Artaud’ya göre, Maeterlinck bu yapıtta “edebiyata bilinçdışının birçok zenginliğini katma” konusunda öncülük etmiş; materyalizm, doğa, ölüm ve mutluluk gibi kendisi için değerli temalara yönelirken iyimserliği elden bırakmamıştır.

Yazarın ölümünden 75 yıl sonra, torunu tarafından “mucize eseri” bulunarak gün ışığına çıkarılan Çocukların Gecesi, tıpkı Küçük Prens gibi, her yaştan okura verecek mesajı olan zamansız bir başyapıt.

GARİP MESLEKLER KULÜBÜ   

Gilbert K. Chesterton 

İngilizce aslından çeviren: Çiçek Öztek

Chesterton, 1905 yılında yayımlanan Garip Meslekler Kulübü’nde okuru Londra’nın ücra köşelerinde kalmış tuhaf mucitlerin dünyasına götürüyor. Buradaki mucitler, bilimsel-teknik ufuklar açan dâhiler değil. Sosyal ilişkilerin karmaşıklaşmasıyla doğan görünmez ihtiyaçları fark edip akla hayale gelmedik mesleklere dönüştüren yeni bir deha türüyle tanışıyoruz. Bu mesleklerde alışıldık ticari zekâ yerine en ulvi felsefeleri insan ilişkilerinin küçük ayrıntılarına uyarlama becerisi kendini gösteriyor, tabii bazı aksaklıklarla. Paradoksların Prensi Chesterton bu yapıtını Londra’nın kasvetli atmosferinde işleyen canlı bir mizah atölyesine ayırıyor.

BALO – DÜŞMAN   

Irène Némirovsky

Fransızca aslından çeviren: Berna Günen

Irène Némirovsky ilk yapıtlarından olan Düşman (1928) ile Balo’da (1929) keskin gözlem gücünü bu kez kendi yaşamında da önemli yer tutan sevgisiz anne figürüne yöneltiyor. Düşman’ın on yedi yaşındaki kahramanı Gabri ve Balo’nun on dört yaşına henüz basmış olan Antoinette’i annelerinin hoyratça kayıtsızlıklarıyla farklı biçimlerde yüzleşen genç kadınlardır. Gabri’nin yine hoyratça, Antoinette’in bilgece kurguladıkları intikamlar, Némirovsky’nin insan psikolojisini derinlemesine işleme yeteneğinin ilk kanıtları olarak dikkat çeker.

Yazarın Pierre Nerey takma adıyla yayımladığı iki yapıttan Balo 1930’larda yakaladığı ilgiyi izleyen yıllarda da korumuş, 1980’li yıllarda okul kitaplarına girmiş, 2010 yılında operaya, 2013’te de tiyatroya uyarlanmıştır.

MASUM AZİZLER   

Miguel Delibes

İspanyolca aslından çevirenler: Saliha Seniz Coşkun – Esra Kılıç

İç Savaş sonrası İspanyol edebiyatının önde gelen yazarlarından Delibes, yoksullara karşı beslediği empatinin yanı sıra İspanya’nın kırsalına ve geleneklerine bağlılığıyla tanınır. Yapıtlarında emekçilerin, çobanların, demircilerin ve avcıların hayatlarına odaklanır. Karmaşık karakterleri İspanya İç Savaşı’nı izleyen kültürel ve politik mücadeleleri yansıtır.

En önemli yapıtlarından biri olarak kabul edilen 1981 tarihli Masum Azizler’de 1960’ların başında Extremadura bölgesindeki bir çiftlikte çalışan taşralı bir ailenin hikâyesi üzerinden, insanı insanlıktan çıkaran acımasız toplumsal hiyerarşinin sonuçlarına dikkat çeker. Bu ailenin doğayla çok yakın bir ilişki içinde bulunan ve etrafındaki bütün canlılara sevecenlikle yaklaşan zihinsel engelli üyesi Azarías bir “masum aziz” olarak ön plana çıkar. Emir verenlerle itaat edenlerin; efendilerle sefalet içindeki varoluşlarında her durum ve koşulda onlara boyun eğen hizmetkârların bir arada yaşadığı bu çiftlik, toplumsal eşitsizliğin hüküm sürdüğü bir “küçük evren”dir adeta.

Masum Azizler birçok dile çevrilmiş ve İspanyol yönetmen Mario Camus’un romandan uyarladığı film, 1984’te Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ile ödüllendirilmiştir.

İş Dünyası 

USTALAŞMANIN 12 KURALI

Scott H. Young 

İngilizce aslından çeviren: Sevgi Halime Özçelik

Hayat öğrenmeye bağlı. Hepimiz onlarca yılımızı okullarda geçirerek eğitim alıyoruz. İşimizde başarılı olmak istiyoruz. Bunu sadece işini en iyi yapanlardan biri olmanın sağladığı avantajlar için değil, bir zanaatı ustalıkla yapmanın verdiği gurur için de arzuluyoruz. Eğlence amacıyla yaptığımız şeylerde bile, daha iyi olabileceğimizi hissettiğimizde bundan büyük keyif alıyoruz.

Tüm bunlara rağmen öğrenme, gizemini korumayı sürdürüyor. Bazen, bilmediğimiz bir semtte yolumuzu rahatça bulduğumuzda veya yeni girdiğimiz işletmede çalışma rutinini kavradığımızda yaşandığı gibi öğrenme zahmetsizce gerçekleşiyor. Kimi zamansa çok zor oluyor. Saatlerce masada dirsek çürütüyoruz ama girdiğimiz sınavda yine de başarılı olamıyoruz. Şirket, sektör, hatta belki meslek değiştirmek istiyoruz ama içimizden bir ses bize bu adımı atacak yeterlilikte olmadığımızı söylüyor. Yıllarca araba sürmek, yemek yapmak, tenis oynamak her zaman bu işleri ustalıkla yapma sonucunu vermeyebiliyor. İyileşme, elde etsek dahi, kalıcı olmuyor.

Yazar Scott H. Young insanların yeni beceriler edinmesinin neden bu kadar zor olduğunu araştırıyor. İlerlemeyi mümkün kılmak için başkalarından, uygulamadan, deneyimden öğrenmek gerektiğini savunuyor ve öğrenme yöntemimizi iyileştirmek için yapılması gerekenleri 12 temel öğrenme kuralında toplayarak özetliyor. İster sınava hazırlanın ister işyerinde yeni bir beceri öğrenin isterse ilgilendiğiniz herhangi bir alanda daha başarılı olmaya çalışın, bu kurallar işinizi daha iyi yapmanıza yardımcı olacak.