ÖZLEM KÖSE’NİN İKİNCİ KİTABI “BU SENİN ŞANSIN” TÜM KİTAPÇILARDA!

Özlem Köse, merakla beklenen yeni romanı “Bu Senin Şansın” ile okurların karşısına çıkıyor. Sayfa6 Yayınları etiketiyle yayımlanan eser, Adana’nın sıcağından İzmir’in sokaklarına, savaşın gölgesinden geleceğe uzanan sarsıcı bir hikâye örgüsü sunuyor.

Özlem Köse, ilk kitabının ardından hız kesmeden kaleme aldığı ikinci romanı “Bu Senin Şansın” ile edebiyat dünyasındaki iddiasını güçlendiriyor. Kitap, birbirinden bağımsız görünen ancak görünmez iplerle birbirine bağlı karakterlerin, geçmişleriyle ve kaderleriyle olan hesaplaşmalarını çarpıcı bir dille ele alıyor.

Roman, okuru farklı coğrafyalarda ve zaman dilimlerinde geçen olaylar silsilesine davet ediyor: Adana’nın sıcağında bayılan genç bir kadının gizemi, İzmir sokaklarında posta kutularına gizlice bırakılan mektupların sırrı, savaşta oğlunu yitiren bir annenin gözyaşları ve basit bir fotoğraf karesinin ardında saklanan, geleceği belirleyen büyük sırlar, hikâyenin temelini oluşturuyor.

Köse, bu olay örgüsü üzerinden, arka kapak yazısında da vurgulanan temel soruyu okurun zihnine kazıyor: “Bu senin şansın mı, kaderin mi, yoksa seçimin mi?” Her sayfada yeni bir yüzleşme ve itiraf vaat eden “Bu Senin Şansın”, sadece sürükleyici bir roman değil, aynı zamanda okurun kendi hayatını sorgulayacağı derin bir psikolojik yolculuk niteliği taşıyor. Sayfa6 Yayınları etiketiyle raflardaki yerini alan eser, merak uyandıran kurgusu ve derinlikli karakterleriyle yılın en dikkat çeken romanları arasında yerini almaya hazırlanıyor.

Arka kapak

Adana’nın sıcağında bir hayrat başında bayılan genç bir kadın… İzmir sokaklarında gizlice posta kutularına bırakılan mektuplar… Savaş sirenleri arasında oğlunu yitiren bir annenin gözyaşları… Bir fotoğraf karesinden geleceğe saklanan sırlar…

Belki de hayat, hepimizin içinde sakladığı mektuplardan, unutulmaya direnen fotoğraflardan ve cevapsız kalan sorulardan ibarettir.

Bu kitapta, birbirine dokunan hayatların arasından geçerken, her sayfada yeni bir yüz, yeni bir itiraf, yeni bir hesaplaşmayla karşılaşacaksınız. Kendinizi, bu dünyayı cehenneme çeviren zalimlerle ve gönülleri incinen vicdanlı insanlarla dolu bir evrende, “Bu senin şansın mı, kaderin mi, yoksa seçimin mi?” sorusunu sorarken bulacaksınız.

 

Teknolojide Kadın Derneği’nden Yeni Nesil Yönetişim Adımı: Genç Yönetim Danışma Kurulu Kamuoyuna Tanıtıldı

Teknolojide Kadın Derneği (Wtech), gençleri yalnızca temsil edilen değil, karar süreçlerine doğrudan katkı sunan liderler olarak konumlandıran Genç Yönetim Danışma Kurulu’nu 8 Ocak’ta düzenlediği basın lansmanıyla kamuoyuna tanıttı.

Gençliği Karar Süreçlerinin Merkezine Alan Yeni Bir Yönetişim Yaklaşımı

Teknolojide Kadın Derneği (Wtech), hızla dönüşen teknoloji ve iş dünyasında gençlerin rolünü yeniden tanımlayan önemli bir adım attı. Dernek, Genç Yönetim Danışma Kurulu ile gençliği geleceğin konusu olmaktan çıkararak, bugünün stratejik karar süreçlerinin aktif bir parçası hâline getirmeyi hedefliyor.

Genç Yönetim Danışma Kurulu; dünyanın en iyi üniversitelerinde, yapay zekâ, veri analitiği, mühendislik, tıp, sürdürülebilirlik, ekonomi, iletişim ve iş geliştirme gibi kritik disiplinlerde eğitim alan ve çalışan gençlerden oluşuyor. Kurul üyeleri; küresel ölçekte faaliyet gösteren teknoloji, danışmanlık, sanayi ve araştırma ekosistemleriyle temas etmiş, çok uluslu bir deneyime sahip bir kuşağı temsil ediyor.

Türkiye ile Dünya Arasında Stratejik Bir Entelektüel Genç Köprü

Türkiye’den Avrupa’ya, ABD’den İngiltere’ye uzanan bu yapı; yalnızca bir danışma mekanizması değil, Türkiye ile dünya arasında doğal bir entelektüel genç köprü olarak konumlanıyor. Kurul; derneklerin uzun vadeli sürdürülebilirliğini desteklemekveriye dayalı araştırmalar ve derin içgörüler üretmek ve yeni nesil projelerin tasarımına yön vermek amacıyla çalışıyor.

Gençliğin sesini karar alma süreçlerine taşıyan bu yapı; global trendleri yerel ihtiyaçlarla buluşturarak derneğin projelerini daha çevik, politikalarını daha kapsayıcı, etkisini ise daha ölçülebilir ve sürdürülebilir hâle getirmeyi hedefliyor.

Bu yaklaşım, dünyada giderek güçlenen bir yönetişim standardının parçası. Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletler gibi uluslararası yapılarda gençlik danışma kurulları, politika ve strateji süreçlerinde aktif rol üstleniyor. Türkiye açısından bakıldığında ise 15–24 yaş arası yaklaşık 12,7 milyon genç, toplam nüfusun %15’ine yakınını oluşturuyor. FutureBright Kurucu Ortağı Akan Abdula’nın lansmanda sunduğu araştırma raporuna göre, her 10 gençten 6’sı üniversite hayatının beklentilerini karşılamadığını, gençlerin yarısı ise eğitim sürecinde istediği alanda staj ya da iş deneyimi bulamadığını ifade ediyor. Bu tablo; gençlerin potansiyelinin karar alma mekanizmalarına daha erken ve etkin biçimde dâhil edilmesini, inovasyon, girişimcilik ve toplumsal etkiye dönüşmesi açısından stratejik bir gereklilik hâline getiriyor.

Teknolojide Kadın Derneği Kurucu Yönetim Kurulu Başkanı Zehra Öney şunları ifade etti:

Genç Yönetim Danışma Kurulumuzu, gençleri dinlemenin ötesine geçerek; onlarla birlikte düşünmek, birlikte karar almak ve bu kararları birlikte gerçeğe dönüştürmek amacıyla hayata geçirdik. Bu yapı, dünyanın en iyi üniversitelerinde, en kritik disiplinlerde eğitim almış; küresel kurumlar ve araştırma ekosistemleriyle temas etmiş bir kuşağın bugün karar süreçlerine aktif katkı sunmaya hazır olmasının doğal bir sonucu. Türkiye ile dünya arasında güçlü bir entelektüel köprü kuran bu kurul, derneğimizin stratejik aklının ayrılmaz bir parçası olarak konumlanıyor. Çünkü biz, yetiştirdiğimiz gençlerin kariyer planlamasını yaparken, onların aynı zamanda dijitalin içine doğmuş insanlar olarak arkadan gelecek nesle rol model ve yol açıcı olmasını sağlamak adına, onları gerçek dünyaya, gerçek projelere ve gerçek yönetişime de davet ediyoruz. 360 derece bakış açılarını güçlendirmek, dayanıklıklarını artırmak ve yaratıcı akıl ile duygusal zekâlarını eş zamanlı kullanabilecekleri yetkinlikler kazandırmak istiyoruz.”

Genç Yönetim Danışma Kurulu Başkanı Selin Şengöz şu ifadeleri kullandı:

“Genç Yönetim Danışma Kurulu, gençlerin fikir sunan bir paydaş olmanın ötesinde; sorumluluk alan, veriyle düşünen ve etki üreten aktörler olarak konumlandığı yeni bir yönetişim anlayışını temsil ediyor. Farklı disiplinlerden ve coğrafyalardan gelen Türk gençleri olarak, küresel perspektifimizi yerel ihtiyaçlarla buluşturmayı ve Teknolojide Kadın Derneği’nin geleceğini birlikte şekillendirmeyi amaçlıyoruz.”

Bu yapı; Teknolojide Kadın Derneği Kurucu Yönetim Kurulu Başkanı Zehra Öney, Esas Holding Kurumsal İletişim ve Dış İlişkiler Direktörü Berrak Kutsoy ve Lenovo Türkiye Genel Müdürü Banu Soyak liderliğinde, gençlerin karar alma süreçlerine doğrudan katılımını esas alan bir yönetişim modeliyle hayata geçirildi.

Genç Yönetim Danışma Kurulu; farklı disiplinlerden gelen, belirli sorumluluk alanlarıyla yapılandırılmış gençlerden oluşuyor. Kurulun başkanlığını Selin Şengöz üstlenirken; Bahar TaşZeynep Hazal Karadeniz ve Yaren Eray başkan yardımcısı olarak görev yapıyor. Yaren Eray aynı zamanda Araştırma ve Ölçümleme Komitesi Başkanlığı’nı yürütüyor. Kurulun mali süreçlerinden Kuzey Özpak sorumlu olurken; Batu Barkın ve Reyhan Öykü Bilgi Sürdürülebilirlik Komitesi Başkanları olarak görev alıyor. Nilsen Karahan ise Genel Sekreter olarak kurulun koordinasyon ve iç işleyişinden sorumlu bulunuyor. Kurumsal iletişim alanında Buse Suer, iş geliştirme alanında ise Ayşe Nil Güven ve Berra Ülkü Kalcı komite başkanlığı yapıyor. Melek UsluKurum İlişkileri Komitesi Başkanı olarak kurulda yer alırken; Ayşe Deniz KandemirBeliz SoyakCevdet Batuhan IşıkNaz AvşarAzra Zeynep Kahramanerİsmail Efe Telatar ve Beren Ayorak kurulun inovasyon ve yeni fikirler üye kadrosunu oluşturuyor.

Teknolojide Kadın Derneği Hakkında

Teknolojide Kadın Derneği, teknoloji ve inovasyon alanında sayıca az ve motivasyonu düşük kadınların gücünü artırmayı, sürdürülebilir çözümleri desteklemeyi ve toplumsal faydayı ön planda tutmayı amaçlayan bir sivil toplum kuruluşudur. Dernek, kadın girişimcileri ve liderleri teşvik eden projeler geliştirerek, teknoloji odaklı bir ekosistemin inşasına katkı sağlamaktadır.

Eğitim, mentorluk, istihdam fırsatları ve sürdürülebilirlik temelli projelerle topluma değer katmayı hedefleyen Teknolojide Kadın Derneği, kadınların teknoloji alanında daha görünür ve etkin olmasını desteklerken, eşitlikçi bir geleceğin inşasında öncü rol üstlenmektedir.

Daha fazla bilgi için www.teknolojidekadin.org adresini ziyaret edebilirsiniz.

Kore edebiyatının uluslararası yankı uyandıran yazarı Bora Chung’dan Senin Ütopyan Can Yayınları etiketiyle raflarda!

Ya ütopyanız sandığınız kadar kusursuz değilse?

Kore edebiyatının uluslararası yankı uyandıran yazarı Bora Chung’dan Senin Ütopyan 

Can Yayınları etiketiyle raflarda!

Kore edebiyatının en özgün ve yenilikçi seslerinden biri olarak kabul edilen Bora Chung imzalı Senin Ütopyan ocak ayında okurla buluşuyor. Geleceğe dair umutlarımızla korkularımızı aynı aynada buluşturan Senin Ütopyan, tüm öyküleriyle “ütopya” dediğimiz şeyin ne kadar kırılgan olabileceğini sarsıcı bir dille anlatıyor.

Lanetli Tavşan’la uluslararası çapta büyük yankı uyandıran Bora Chung, Senin Ütopyan’da yine insan doğasının en kırılgan, en rahatsız edici yönlerini cesurca ortaya koyduğu öykülerinde hem distopik bir evrenin hem de vicdani bir muhasebenin kapısını aralıyor: duyguları öğrenmeye çalışan bir yapay zekâ, yıkımın ortasında anlam arayan bir toplum, kapitalizme direnerek her şeye rağmen hayatta kalmanın bir yolunu bulan doğa…

Daha iyi bir dünya hayali tersine dönüştüyse?

Soğukkanlı anlatısı, büyüleyici atmosferi, kara mizahı ve ince hüznüyle Senin Ütopyan, yalnızca insan olmanın anlamını yeniden şekillendiren bir öykü kitabı değil; çağımızın en büyük sorusuna yöneltilmiş güçlü bir bakış: Gerçek mutluluk, kurulan bir ütopyada mı saklıdır, yoksa ondan vazgeçme cesaretinde mi?

#koreedebiyatı #distopya #yapayzeka #birey #toplum

Akbank Sanat “Sınır Durumlar” söyleşi serisi başlıyor

Akbank Sanat tarafından düzenlenen “Sınır Durumlar” söyleşi serisi, psikiyatri ve felsefe ekseninde modern insanın temel deneyimlerine odaklanıyor. “Akbank Sanat Her Yerde” çatısı altında “Psikoloji ve Felsefenin Sınırında Sanat” alt başlığıyla gerçekleştirilecek söyleşi serisi, haz, delilik, sanat ve aşk temaları etrafında şekilleniyor.

Akbank Sanat’ın modern çağın kuşatması altında ikiye bölünen insanın hikayesini; psikiyatri ve felsefenin kesişim noktasından çağdaş sanatın görsel hafızasını da yanına alarak yeniden okumaya davet eden söyleşi serisi “Sınır Durumlar”, Ocak – Mayıs döneminde “Psikoloji ve Felsefenin Sınırında Sanat” alt başlığıyla gerçekleştiriliyor. Psikiyatrist Dr. Cengiz Arca ve yazar Ezgi Emel’in hazırlayıp sunduğu söyleşi serisi, ölçülen ve denetlenen beden ile sürekli kaygı üreten zihin arasındaki yarılmayı çağdaş yaşam bağlamında tartışmaya açıyor.

Söyleşilerde modern öznenin arzuları, korkuları ve anlam arayışıyla kurduğu ilişki, farklı temalar etrafında ele alınıyor. Dopaminin yarattığı yapay haz anlayışından deliliğin politik sınırlarına, sinemanın temsil gücünden aşkın özgürlükle kurduğu gerilimli ilişkiye uzanan söyleşilerde, konular Thomas Szasz, Michel Foucault, Gilles Deleuze ve Zygmunt Bauman gibi düşünürlerin yaklaşımıyla tartışılıyor. Soyut kavramlar estetik düzlemde de sorgulanarak ele alınan sınır durumlar, çağdaş sanatın sunduğu çarpıcı örneklerle destekleniyor. Bireysel deneyimlerin toplumsal ve felsefi arka planları ele alındığı söyleşilerde, kırık dökük kalmanın, belirsizliğin ve her şeyi hissetmeyi göze almanın sunduğu varoluş alanları düşünsel bir çerçevede değerlendiriliyor.

Serinin ilk söyleşisi olan “Haz ve Acının Sınırında: Dopamin”, modern yaşamın haz odaklı yapısı ve bunun birey üzerindeki etkilerini ele alıyor. Minoa Pera’da gerçekleştirilecek söyleşide, Anna Lembke’nin Dopamine Nation adlı kitabındaki paradokstan hareketle, anlık tatmin döngülerinin neden sonunda tükenmişliğe dönüştüğü tartışılıyor. Dopaminin haz ve acı ile kurduğu ilişki, Gilles Deleuze’ün düşünsel çerçevesiyle birlikte, beden ve zihin arasındaki bağlam içinde ele alınıyor.

Delilik kavramının biyolojik bir durum mu, yoksa toplumsal bir inşa mı olduğu sorusunun ele alındığı “Normal ve Anormalin Sınırında: Delilik” başlıklı söyleşide, Thomas Szasz’ın “Akıl hastalığı bir metafordur” yaklaşımı ile Michel Foucault’nun iktidar ve kapatılma analizleri üzerinden, modern toplumun normal tanımını nasıl oluşturduğu değerlendiriliyor.

“Temsil ve Belirsizliğin Sınırında: Eleştiri” başlıklı söyleşide sinemanın kendi gerçekliğini kurma biçimlerini, izleyiciyi içine çektiği illüzyonları ve bu illüzyonları sorgulamanın entelektüel hazzını tartışılıyor. Söyleşide, filmlerin sadece hikayeler anlatmakla kalmayıp, aynı zamanda toplumsal normlara, psikolojik derinliklere ve varoluşsal sorgulamalara ayna tuttuğu anlar ele alınıyor.

Zihnin sürekli hesap yapan, düzenleyen rasyonelliği ile kaosun yaratıcı gücünü sanat üzerinden tartışmaya açan “Düzen ve Kaosun Sınırında: Sanat” başlıklı söyleşide, psikedelik deneyimlerin bilinci çözüşünden Michael Pollan’ın varoluşsal keşiflerine kadar sanatın ve genişlemiş bilincin “ben” sınırlarını nasıl bulanıklaştırdığını inceleniyor.

Söyleşi serisinin son bölümü olan “Teslimiyet ve Özgürlüğün Sınırında: Aşk”ta ise Zygmunt Bauman’ın Akışkan Aşk kavramı üzerinden modern ilişkilerin kırılganlığını masaya yatırılıyor. Bağlanma, teslimiyet ve özgürlük arasındaki ilişki bağımlılık ve özerklik kavramları çerçevesinde ele alınıyor.

 

Söyleşi Takvimi:

14 Ocak, Çarşamba         18.30 – 20.00

Haz ve Acının Sınırında: Dopamin

 

25 Şubat, Çarşamba        18.30 – 20.00

Normal ve Anormalin Sınırında: Delilik

 

11 Mart, Çarşamba         18.30 – 20.00

Temsil ve Belirsizliğin Sınırında: Eleştiri 

8 Nisan, Çarşamba          18.30 – 20.00

Düzen ve Kaosun Sınırında: Sanat

6 Mayıs, Çarşamba          18.30 – 20.00

Teslimiyet ve Özgürlüğün Sınırında: Aşk

“Yavuz Sezer Anma Konuşmaları” beşinci yılında devam ediyor “İran’da Dört Yıl: Myron Bement Smith ve İran’da İslam Mimarlığı Tarihi”

İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi
(ANAMED), Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü ve Yavuz Sezer’in Arkadaşları’nın mimarlık
tarihçisi ve akademisyen Yavuz Sezer anısına düzenlediği konuşma serisinin beşincisinde,
Harvard Üniversitesi’nde Prens Alwaleed Bin Talal İslam Sanatı Tarihi Profesörü olarak
görev yapan David J. Roxburgh ağırlanıyor. Roxburgh’un Amerikalı mimarlık tarihçisi
Myron Bement Smith’in 1933–1937 yılları arasında İran’da yürüttüğü saha çalışmalarına
odaklanacağı “İran’da Dört Yıl: Myron Bement Smith ve İran’da İslam Mimarlığı Tarihi”
başlıklı konuşması 11 Aralık Perşembe 18.30’da, Pera Müzesi Oditoryumu’nda
gerçekleşecek.

İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi
(ANAMED), Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü ve Yavuz Sezer’in Arkadaşları tarafından 2021’de
hayatını kaybeden tarihçi ve akademisyen Yavuz Sezer’in düşünsel mirasını yaşatmak amacıyla
düzenlenen “Yavuz Sezer Anma Konuşmaları”, beşinci yılında devam ediyor. Her yıl mimarlık tarihi,
şehir tarihi, kültür tarihi, kitap tarihi gibi alanlarda önemli katkılar sağlamış uzmanları ağırlayan
etkinliğin bu yılki konuğu, Harvard Üniversitesi’nde Prens Alwaleed Bin Talal İslam Sanatı Tarihi
Profesörü olan David J. Roxburgh.

11 Aralık Perşembe 18.30’da, Pera Müzesi Oditoryumu’nda gerçekleşecek etkinlikte Roxburgh,
Amerikalı mimarlık tarihçisi Myron Bement Smith’in 1933–1937 yılları arasında İran’da yürüttüğü saha
çalışmalarına odaklanan “İran’da Dört Yıl: Myron Bement Smith ve İran’da İslam Mimarlığı Tarihi”
başlıklı bir konuşma yapacak.

İran’da mimarlık araştırmaları üzerine yeni bir değerlendirme
Rıza Şah Pehlevi döneminin (1925–1941) modernleşme reformları, sanat, mimari ve arkeolojiyi ulus
inşasının merkezine yerleştirirken İslam mimarisini gayrimüslim araştırmacılara da açtı ve bu alanda
yeni bir rekabet yarattı. Bu erken dönem araştırmalarının önemli fakat unutulmuş ismi Myron Bement
Smith (1897–1970), 1933–1937 arasında American Council of Learned Societies desteğiyle İran’da
kapsamlı saha çalışmaları yürüttü. André Godard ile işbirliği arayışına girdi ve İslami dönem anıtları
üzerine monografiler üretti. 1938’de ABD’ye dönmesinin ardından zor şartlara rağmen akademik
çalışmalarını sürdürdü; İran İslam mimarisinde tonoz üzerine hazırladığı doktora çalışması ise
yayımlanmadı.

Konferans, Smith’in mimarlığı bir araştırma alanı olarak nasıl konumlandırdığını ve bu yaklaşımın
döneminin diğer uzmanlarıyla ilişkisini tartışarak İran İslam mimarlığı tarihi yazımına yeni bir bakış
sunmayı amaçlıyor. Roxburgh, sunumunda Smith’in 1972’de Smithsonian Enstitüsü’ne bağışlanan
arşivinden yararlanarak bu erken araştırma dönemine ve Smith’in mimarlık tarihine yaklaşımına
yeniden bakıyor.

Pera Müzesi Oditoryumu’nda gerçekleşecek etkinlik ücretsizdir ve kayıt gerekmemektedir.
Etkinlik dili İngilizcedir.