Prime Video’nun Yeni Yerli Orijinal Filmi İki Dünya Bir Dilek’in Galası Gerçekleşti

Prime Videonun merakla beklenen yerli Orijinal filmi İki Dünya Bir Dilek, 19 Kasım Çarşamba akşamı The Seed’de dikkat çekici bir gala ile tanıtıldı. Gala gecesi, filmin başrol oyuncuları Hande Erçel ve Metin Akdülger’in yanı sıra, oyuncu kadrosundan Serkan Tınmaz, Nazlıcan Demir, Eylül Su Sapan ve Didem İnselel katılımıyla gerçekleşti. Sanat, medya ve iş dünyasından Aslı Sümen, Gamze Erçel, Caner Yıldırım, Berk Keklik, Tamer Yılmaz, Semiha Bezek, Buket Sena Özdemir, Rıfat Yüzüak gibi çok sayıda tanınmış ismin katıldığı etkinlik, kırmızı halı geçişinin ardından düzenlenen kokteyl ile başladı.

Filmin özel gösteriminin ardından sahneye çıkan Prime Video Türkiye Ülke Müdürü Alptuğ Çopuroğlu, “Bu akşam, büyük bir heyecanla beklediğimiz İki Dünya Bir Dilek filminin galasında sizlerle birlikte olmaktan mutluluk duyuyoruz. Film ekibimize ve emeği geçen herkese sonsuz teşekkürlerimizi sunarız. İki Dünya Bir Dilek, iki ruh eşinin yıllar önce başlayan bağlarını kaderin farklı yönlere savurduğu hayatlar içinde yeniden keşfetmelerini konu alan dokunaklı bir aşk hikayesi sunuyor. Umarız sizler de bizim kadar seversiniz,” dedi.

Hakan Kırvavaç’ın yönetmenliği yaptığı, Elçin Muslu’nun senaryosunu üstlendiği TAFF Pictures yapımı İki Dünya Bir Dilek, 25 Kasım’da sadece Prime Video’da izleyiciyle buluşacak.

Bilge (Hande Erçel) ve Can (Metin Akdülger), sağlık sorunları nedeniyle 1998 yılbaşı gecesi bir hastanede tanışır. Henüz çocuk yaşta yaşadıkları sihirli an aralarında büyülü bir bağın doğmasına vesile olur. Yıllar geçer, hayat ikisini farklı yönlere savurur: Bilge başarılı bir avukat olur, Can ise arkeolog olarak önemli bir keşfe imza atar. Ancak kader tekrar ağlarını örer ve yıllar sonra yollarını bir kez daha kesiştirir. Bu sefer, çocukluklarında filizlenen o büyülü bağın gücü, zorlu bir sınavdan geçecektir. Bilge ve Can’ın tutkulu ve dokunaklı hikayesi, yalnızca Prime Video’da izleyiciyle buluşacak.

Ölümcül Saflık Robespierre ve Fransız Devrimi – Ruth Scurr,

Ruth Scurr’ın Ölümcül Saflık adlı eseri İletişim Yayınları tarafından yayımlanıyor. Eser, Robespierre’in taşra avukatlığından devrimin en etkili ve en tartışmalı figürlerinden biri hâline uzanan çalkantılı yolculuğunu çarpıcı bir berraklıkla aktarırken, devrimi şekillendiren çelişkileri, iktidar ve şiddet ilişkisini, cumhuriyet idealinin gerilimlerini ustalıkla işleyerek hem tarih meraklılarına hem de siyasal düşünceye ilgi duyanlara güçlü bir okuma vaat ediyor.

Evrensel hakların ve ezilen halkın tutkulu savunucusu, monarşinin yıkılışının ve cumhuriyetin kuruluşunun önde gelen aktörü, devrim yıllarının soğukkanlı lideri ve siyasi şiddetin en sert taraftarı… Ruth Scurr, Maximilien Robespierre’in mütevazı taşra avukatlığından dünya tarihini şekillendiren bir devrimin en tartışmalı yüzü ve önderlerinden biri haline gelme sürecini detaylı şekilde inceliyor.

Robespierre’in ne devrimci bir aziz ne de kana susamış bir canavar olarak tarif edildiği Ölümcül Saflık – Robespierre ve Fransız Devrimi, devrimi ve Robespierre’i şekillendiren koşul ve çelişkileri güçlü bir biçimde resmetmekle kalmıyor, aynı zamanda iktidar, şiddet, demokrasi ve cumhuriyet fikri üzerine de canlı bir tartışma olanağı sunuyor.

Erdem ve terör arasındaki ince çizgide, yükselişi ve düşüşüne tanık olduğumuz bir devrimcinin kapsamlı ve sürükleyici bir portresi…

Feminist Teori ile Düşünmek Kavramlar ve Tartışmalar- Emine Erdoğan, Demet Gülçiçek

Emine Erdoğan ve Demet Gülçiçek’in derlediği; alanın önde gelen isimlerinin katkılarıyla hazırlanan Feminist Teori ile Düşünmek İletişim Yayınları tarafından yayımlanıyor. Ataerki, kesişimsellik, queer, erkeklik, performatiflik, duygulanım, insan-sonrası ve yeni materyalizm gibi kavramları feminist perspektiften tartışarak okura dünyayı başka türlü görmenin yollarını sunan bu çalışma feminizmi keşfetmek isteyenlere de bilgisini derinleştirmeyi amaçlayanlara da güçlü bir başvuru kaynağı niteliğinde.

Feminist teori bazen salt kadınlar ve erkekler arasındaki farkları/eşitsizlikleri tespit etmek olarak ele alınır; bu teorinin yalnızca kadınlar hakkında olduğu ve kadınları ilgilendirdiği farz edilir. Oysa feminist teori canlıdır, “gerçek” hayata uygulanabilir; aynı zamanda hayata başka türlü görülmesi mümkün olmayan bir bakış açısı kazandırır. Gözümüzün önünde olanı, yani gündelik hayatı kavramsal olarak okumamızı mümkün kılar. Bu kitapta da bu anlayıştan yola çıkarak politika, epistemoloji, mekân, ataerki, kesişimsellik, queer, erkeklik, performatiflik, duygulanım, insan-sonrası ve yeni materyalizm kavramlarının feminist teoriyle ilişkileri ve feminist teorinin bu kavramları ve bu kavramlarla düşünmeyi nasıl mümkün kıldığı mercek altına alınıyor.

Emine Erdoğan ve Demet Gülçiçek’in derledikleri, Deniz Kandiyoti, Alev Özkazanç, Güler Cansu Ağören, Ceren Lordoğlu, Melda Yaman, Esra Sarıoğlu, Haktan Ural, Çimen Günay-Erkol, Atilla Barutçu, Ezgi Burgan Kıyak, H. Kiraz Özdoğan ve Yonca Cingöz’ün katkı sundukları Feminist Teori ile Düşünmek hem feminizmi öğrenmek isteyenler hem de feminizme dair ufkunu genişletmek isteyenler için bir kaynak niteliğinde.

Milliyetçi Muhafazakâr Neslin Çatısı- Mehmet Güldal

Mehmet Güldal, İletişim Yayınları tarafından yayımlanan  Milliyetçi Muhafazakâr Neslin Çatısı’nda İlim Yayma Cemiyeti’nin 1951–1981 arasındaki kuruluş ve yükseliş dönemini mercek altına alarak Türkiye’de 1980 sonrası görünürleşen İslâmi muhafazakâr dalganın izlerini titizlikle sürüyor. Cemiyetin dindar/muhafazakâr nesil yetiştirme idealini tarihsel bağlam içinde çözümleyen bu kitap, komünizmle mücadele derneklerinden Akıncılar’a uzanan geniş sağ siyaset hattını anlamak isteyen okurlara güçlü bir rehber sunuyor.

“Cemiyetin kuruluş ve yükseliş yıllarını kavramak, aynı zamanda 1980 sonrası yükselen İslâmi muhafazakâr dalgayı anlayabilmek açısından hayati önem taşımaktadır. İlim Yayma Cemiyeti yalnızca bir dinî grup yahut dernek değil, bizatihi Türkiye’de ülkeyi idare edebilecek muhafazakâr nesillerin yetiştirilmesinde önemli görev üstlenmiş bir örgütlenmedir.”

İslâmi muhafazakâr dalganın 1980 Darbesi’nden sonra görünürleşmesi, İslâm’ın Türkiye siyasal hayatında 1980 sonrası bir olguymuş gibi anlaşılmasında büyük pay sahibidir. Ancak bir uyanışı veya dalgayı anlamak onun örgütlenmesini, toplumsal tabanını, öne çıkan figürlerini ve düşünsel köklerini takip etmeyi gerektirir.

Mehmet Güldal, Milliyetçi Muhafazakâr Neslin Çatısı: İlim Yayma Cemiyeti (1951-1981) kitabında bu takibi yapıyor. İlim Yayma Cemiyeti’nin ortaya çıkmasını mümkün kılan tarihsel kesiti tartışırken, dindar/muhafazakâr nesil yetiştirme idealinin, reaksiyoner modernist anlayışının, öncü ve öncül şahsiyetlerinin teferruatlı tahlilini yapıyor. Böylelikle cemiyetin milliyetçi muhafazakâr bir çatı hüviyetini tespit ediyor.

Türkiye’de milliyetçi muhafazakârlığın gelişimini, örgütlenmesini ve ideolojik yönelimlerini merak eden okurlara seslenirken komünizmle mücadele dernekleri, Akıncılar hareketi, “Mücadeleciler” gibi hareketlerle beraber hitap ettiği sağ siyaset dünyasının çerçevesini genişletiyor.

İletişim Yayınları Roman Aleviler – Ozan Doğan

Roman Aleviler – Ozan Doğan

Ozan Doğan İletişim Yayınları tarafından yayımlanan Roman Aleviler isimli çalışmasında, Türkiye’de hem Alevilerin hem Romanların görünmez kalmış kesişiminde yer alan Roman Alevilerin çarpıcı gerçekliğini gün yüzüne çıkarıyor. Uşak’ta yürütülen saha araştırmasına dayanan bu kitap, Roman Alevilerin benzer kodlarla yeniden üretilen ayrımcılığa karşı geliştirdikleri var olma stratejilerini gözler önüne seren güçlü bir toplumsal hakikat anlatısı sunuyor.

“Alevi Romanların tahakküm ilişkileriyle yüzleşme biçimleri (farklı etnik kökenlere mensup Aleviler tarafından dışlandıkları düşünüldüğünde) çifte tahakkümü de aşar. Örneğin Türk Aleviler tarafından dışlanan Kürt ya da Arap Aleviler, Roman bir Aleviyle karşılaştığında onu dışlayabilmektedir. Bu nedenle Aleviler içerisinde Roman olmak ile Türkiye’de Roman olmak arasında anlamlı bir fark bulunmadığı söylenebilir. Zira benzer kodların her iki alanda da çalıştığı görülür. Diğer taraftan tahakküm ilişkileri Alevi Romanların kendi içlerinde de mevcuttur.”

Ozan Doğan, Türkiye’de hem Alevilerin hem Romanların az bilinen bir topluluğunun, Roman Alevilerin gerçekliğine ışık tutuyor. Roman Aleviler, katmerli bir dışlamanın, başka bir deyişle bizzat dışlananlar arasında da dışlanmanın çarpıcı bir örneği: “Her grubun günah keçisi” onlar. İçlerinden birine “Ne vatandaşız ne Müslümanız ne Aleviyiz. Kimsenin umurunda değiliz” dedirten bir tahakküme tabiler.

Uşak örneğinde yapılan saha çalışmasına dayanan kitap, yaşantı ve ritüellerini tasvir ettiği topluluğun içindeki farklı grupların özelliklerine de eğiliyor (demirciler, elekçiler, sepetçiler, abdallar). Ve Roman Alevilerin maruz kaldıkları dışlanmayla baş etme stratejilerini, var olma mücadelelerini de göz ardı etmiyor.